daha

dağıl|mak

≈ ETü tarıl- dağılmak ETü tar- yaymak, dağıtmak +Il-

dağıt|mak

<< ETü tarıt- tohum saçmak, ekin ekmek veya ektirmek ETü tar- saçmak, dağıtmak

daği

Ar ṭāġī طَّاغِي z [fāˁil fa.] azgın, isyancı, tuğyan eden Ar ṭaġā azı, taştı

dağla|mak

<< ETü daġla-/taġla- kızgın demirle damgalamak Fa/OFa dāġ kızgın demirle vurulan damga +lA- ≈ Ave daχa- yakmak << HAvr *dʰegʷʰ- a.a.

dağlıç

<? TTü dağla-

daha

ETü: [ Ahmed Vefik Paşa, Lehce-ı Osmani, 1876]
keza, hem manasına daχı دخى, halen, henüz, yine manasına daha دها.

<< TTü daχı keza, dahi

 dahi1

Not: "Keza, hem" anlamına gelen daχı bağlacından 18. yy'da ayrışarak İstanbul ağzında zarf anlamı kazanmıştır. Bağlaç için arkaik دخى yazımı 20. yy başlarına dek muhafaza edilirken, zarf daima yumuşak h ile دها yazılmıştır.


27.03.2015
dahi1

<< TTü daḳı/daχı keza, ve [bağlaç], daha [zarf] << ETü takı a.a. ETü tak- eklemek +I(g)

dahi2

Ar dāhi داهٍ z [#dhy fāˁil fa.] kıvrak zekâlı, tedbirli, zeyrek Ar dahā دها‎ zkıvrak zekâlı idi

dahil1

Ar daχl دَخْل z [#dχl faˁl msd.] 1. girme, giriş, 2. getiri, gelir, verim, 3. sövme, sözlü saldırı Ar daχala دَخَلَ zgirdi

dahil2

Ar dāχil داخل z [#dχl fāˁil fa.] giren, duhul eden, içinde olan Ar daχala دَخَلَ zgirdi

daim

Ar dāˀim دائم z [#dwm fāˁil fa.] devam eden, devamlı, kalıcı Ar dāma دَامَ zkaldı, devam etti