havut

havlu

TTü hav hav, ince tüy veya iplik +lI(g)

havra

İbr χebrah חברה zcemaat, içtima İbr #χbr חבר zbir araya gelme, birlikte olma, birleşme

havsala

Ar ḥawṣala(t) حَوْصَلة z [#ḥṣl fawˁala(t) ] kursak, kuş midesi, (mec.) kavrayış, algı Ar ḥaṣala حَصَلَ z1. elde edildi, 2. (at) taş ve toprak yuttu

havuç

Fa havīc/havic هویج zkökü yenen malum sebze

havut

"deve semeri" [ Lugat-i Halimi, 1476]
هويد hevīd: Deve hevīdi ki ‘Arabca hawiyye derler, içi ot-ıla tolu arkasına korlar. [ Ahterî-i Kebir, 1545]
içli ve pamuklu döşek ve kaftan ve deve hevīdi

Fa hawid/ḥawīd هود/حويد zdeve semeri, yük için deve hörgücüne sarılan bez ~? Ar ḥawiyya(t) حويّة z [#ḥwy faˁīla(t) ] 1. bağırsak, bağırsak burması, 2. deve hörgücüne sarılan bez Ar ḥawā topladı, ördü

 havi

Not: Türkmence hovut, Kazakça avıt "deve semeri" biçimleri görülür. Karş. hamut. • Anadolu ağızlarında "yalak, havuz" anlamında kullanılan havıt Arapça hawḍ "havz" sözcüğünün varyantı olup başka sözcüktür.

Benzer sözcükler: havutçu


14.11.2019
havuz

Ar ḥawḍ حوض z [#ḥwḍ faˁl ] su birikintisi, havuz, sarnıç

havva

Ar ḥawwāˀ حوّاء zAdem'in eşi, kadın İbr ḥawwāh חַוָּה za.a. ≈ İbr ḥayyāh חַיָּה z [#ḥyh] canlı, yaşayan

havya

Ar hāwiya(t) هاويّة z [#hwy fāˁila(t) ] uçurum, dipsiz kuyu, cehennem Ar hawā هوا zdüştü, uçtu

havyar

~? Fa χāye-vār yumurtalı, «yumurta taşıyan» << OFa χāyag-bār

havza

Ar ḥawza(t) حوزة z [#ḥwz faˁla(t) mr.] 1. mülk, varlık, 2. bir şeyin sınırları içinde olan Ar ḥāza حاز zelde etti, tuttu, sahip oldu

hay

ünl ilgi, kaygı, dilek, üzüntü ünlemi