havya

havuç

Fa havīc/havic هویج zkökü yenen malum sebze

havut

Fa hawid/ḥawīd هود/حويد zdeve semeri, yük için deve hörgücüne sarılan bez ~? Ar ḥawiyya(t) حويّة z [#ḥwy faˁīla(t) ] 1. bağırsak, bağırsak burması, 2. deve hörgücüne sarılan bez Ar ḥawā topladı, ördü

havuz

Ar ḥawḍ حوض z [#ḥwḍ faˁl ] su birikintisi, havuz, sarnıç

havva

Ar ḥawwāˀ حوّاء zAdem'in eşi, kadın İbr ḥawwāh חַוָּה za.a. ≈ İbr ḥayyāh חַיָּה z [#ḥyh] canlı, yaşayan

havya

"cehennem" [ Meninski, Thesaurus, 1680]
hāviye هاويه: Barathrum, infernus. "lehimci çekici" [ Şemseddin Sami, Kamus-ı Türki, 1900]
havye حاويه: kalaycıların lehimlemek için ateşe ısıtıp ucuyla kalay aldıkları çekiç resminde alet.

Ar hāwiya(t) هاويّة z [#hwy fāˁila(t) ] uçurum, dipsiz kuyu, cehennem Ar hawā هوا zdüştü, uçtu


03.09.2015
havyar

~? Fa χāye-vār yumurtalı, «yumurta taşıyan» << OFa χāyag-bār

havza

Ar ḥawza(t) حوزة z [#ḥwz faˁla(t) mr.] 1. mülk, varlık, 2. bir şeyin sınırları içinde olan Ar ḥāza حاز zelde etti, tuttu, sahip oldu

hay

ünl ilgi, kaygı, dilek, üzüntü ünlemi

haya1

Ar ḥayāˀ حياء z [#ḥyw faˁla(t) msd.] utanma, utangaçlık Ar ḥayā utandı

haya2

Fa χāye خايه z1. yumurta, 2. er yumurtası, testis << OFa χāyag yumurta ≈ Ave aya- a.a.

hayal

Ar χayāl خَيَال z [#χyl faˁāl msd.] imgelem, zihinsel görüntü Ar χāla خَالَ zhayal etti