kavak

katyon

YLat cation «aşağı doğru» giden iyon (İlk kullanım: 1834 Michael Faraday, İng. fizikçi.) EYun kata+ iōn ιών zgiden

kauçuk

Fr caoutchouc kauçuk bitkisi, hevea brasiliensis, bu bitkinin zamkından elde edilen elastik madde (İlk kullanım: 1745 La Condamine, Fr. seyyah.) Tupi caucho a.a.

kav1

<< ETü ḳāv 1. ağaç kabuğu, 2. yılan kabuğu ≈ ETü ḳāp torba, kılıf, kabuk

kav2

Fr cave 1. mağara, 2. mahzen, özellikle şarap mahzeni << Lat cavus çukur, oyuk, boşluk, mağara << HAvr *ḱowH-ó-s (*ḱow-ó-s) HAvr *ḱewh₁- (*ḱew-) içi boşalmak veya boşaltmak

kavaf

Ar χaffāf خفّاف z [#χff faˁˁāl mesl.] ayakkabıcı Ar χuff خفّ zince deriden yapılan hafif topuksuz terlik Ar χaffa خفّ zhafif idi

kavak

OTü: [ anon., Mukaddimetü'l-Edeb terc., y. 1300]
ḳavāḳ nérse = içi engüş [boş] neme [nesne] TTü: [ anon., Câmiü'l-Fürs, 1501]
çenār [Fa.]: sarı kavak (...) sipīdār [Fa.]: akça kavak قواق TTü: [ Meninski, Thesaurus, 1680]
kavak قواق: Platanus [çınar ağacı]. (...) akça kavak: Populus alba [kavak ağacı]. TTü: [ Ahmed Vefik Paşa, Lehce-ı Osmani, 1876]
balık kavağa çıkarma (...) başta kavak yelleri esmek

~? Fa kāvak كاوك zkof, içi boş (sıfat) Fa kāv كاو zçukur, oyuk, kofluk

 kav2

Not: Muhtemelen "kof ağaç" anlamında, hem çınar (sarı kavak) hem kavak (akça kavak) için kullanılmıştır.


18.09.2017
kaval

Ar ḳawwāl قوّال z [#ḳwl faˁˁāl mesl.] 1. çok konuşan, geveze, 2. gezgin şarkıcı Ar ḳāla söyledi

kavalye

Fr cavalier 1. süvari, 2. dans partneri İt cavaliere süvari, şövalye << Lat caballarius a.a. << Lat caballus at +ari°

kavanoz

Yun gavanós γαβανός zküçük çömlek, bardak OYun gávathon/gavathulós/gavéna γάβαθον/γαβένα zçukur kap, çanak, bardak (Kaynak: DuCG sf. 1:234)Lat cavatus a.a.

kavas

Ar ḳawwās قوّاس z [#ḳws faˁˁāl mesl.] 1. yay çeken, okçu, 2. ok ve yay taşıyan muhafız Ar ḳaws قوس zyay

kavata

Yun gavátha/kavátha γαβάθα/καβαθα zoyma ağaçtan kap, çömlek Lat cavatus [pp.] oyuk, oyulmuş Lat cavare oymak, içini boşaltmak +()t°