kayna|mak

kaykay
kaykıl|mak

TTü kayık- dönmek, sapmak +Il- ETü kay- dönmek +ik°

kaymak

(≈ ETü kañak/kayak kaynayan sütün üstünde oluşan tabaka ) ETü kaña- kaynamak +(A)mAk

kaymakam

Ar ḳāˀim maḳām قائم مقام zyerinde duran, makam sahibi

kayme

Ar ḳāˀima(t) قائمة z [#ḳwm fāˁila(t) fa. fem.] bir şeyin yerine geçen, kaim olan şey

kayna|mak

ETü: [ Kaşgarî, Divan-i Lugati't-Türk, 1073]
eşiç kayındı [[tencere kaynadı]], köŋlüm aŋar kaynayu [[gönlüm onun için coştu]] TTü: "... kemik kaynamak" [ Ahmed Vefik Paşa, Lehce-ı Osmani, 1876]
kaynamak: (...) Liham [lehim] ile iki şeyi birbirine ittisal ettirmek; kemik, ağaç ve maden yine bitişmek. TTü: "... kaçak olarak araya girmek (argo)" [ Cumhuriyet - gazete, 1955]
araya kaynamak kabil olamıyacak

<< ETü kaña- 1. (su) galeyan etmek, 2. (metal) erimek ETü kañ su fışkıran yer, kaynak +(g)A-

Not: "Lehim" anlamı "metal eritmek" fikrinden türemiştir. Karş. Moğ kayl- "metal veya buz erimek, metal dökmek". Ayrıca karş. Moğ kañda "özsuyu, usare, kaynatıp yoğunlaştırarak elde edilen esans".

Benzer sözcükler: araya kaynamak, kaynarca, kaynaşmak, kaynaştırmak, kaynatmak

Bu maddeye gönderenler: kaymak, kaynak


15.02.2020
kaynak

TTü kayna- +Uk

kaynana
kaypak

TTü kayp- kaymak, kaçmak +(g)Ak <? TTü kay- a.a.

kayra

TTü kayır- +A

kayrak

<< ETü kadrak kıvrım, büklüm, özellikle büklümlü kaya ETü kat/katığ büklüm, kat