tutya

tutsak

<< OTü tutsak esir ETü tutuz- teslim etmek, tutması için birine bir şey vermek +(g)Ak ETü tut- +Uz-

tutucu

TTü tut- +çI

tutuklu

TTü tut- +Uk

tutum

TTü tut- +Im

tutuş|mak

<< ETü tutuş- karşılıklı veya birlikte tutmak, kavgaya tutuşmak ETü tut- +Iş-

tutya

"göztaşı" [ Codex Cumanicus, 1303]
titua - Fa & Tr: tutia [ Yadigâr-ı İbni Şerif, <1421?]
beş dirhem sirke ile bir kaşık tūtiyāyı sahk ideler gubār ola "... çinko" [ Ahmed Vefik Paşa, Lehce-ı Osmani, 1876]
hacer-i tutiya: rastık taşı. ... halen zinko derler esmed maddesi.

Ar tūtiyāˀ توتياء zçinko oksit minerali, rastık Sans tutha çinko oksit veya bakır sülfit minerali, göztaşı

Not: Parlak mavi renkli olan tutya minerali güzellik ve tedavi amacıyla göze sürülürdü. Aynı renkte zehirli bir madde olan bakır sülfit halen Türkçede göztaşı olarak anılır. İng tutty (a.a.) Arapçadan alıntıdır. ● Geç dönem Osmanlıcada aynı sözcük çinko madeni anlamında kullanılmıştır.


01.12.2019
tuval

Fr toile 1. seyrek dokunmuş kumaş, bez, çul, 2. üzerine resim yapılan bez << Lat tela bez

tuvalet

Fr toilette [küç.] 1. kadın giyim ve donanımı (17. yy), 2. giyim ve makiyaj odası (18. yy), 3. hela (19. yy) Fr toile bez, çul, giysi +et°

tuvana

Fa tuvānā توانا zgüçlü, kuvvetli Fa/OFa tuvān/tavān توان/توان zgüç, kuvvet +ā(n) Fa/OFa tāv تاو za.a.

tuyuğ

ETü tuy- duymak, anlamak +I(g)

tuz

<< ETü tūz tuz <<? ETü *tuwuz